Sulu Çiçek#2

Kütüphanede yırttığı kağıdı önüne sermiş, beyninde mırın kırın eden cümleleri bekliyordu. Elindeki kalem bir iki hareketleniyor, sonra tekrar duruyordu. Tam bu sırada tak tuk diye bir ayak sesi. “Kütüphanede topuklu mu giyilir ya?” Düşünceler de böyle topuklayıp kaçtılar zaten.

Günün önceki bölümlerini düşünmeye başladı birden. Gece alarmını kurmayı unutmuş ve daha geçen haftadan konuşulan yere yetişme derdine bürünmüştü sabah, gözlerini açar açmaz. Allah’ın işi ki geç yattığı zamanlar o saatte kalkamazdı çoğu. Saat kaç diye fırladı yataktan. Hemen üstüne bir şeyler bulup çantasına eline gelen defter kitap yerleştirdikten sonra evden çıktı. Hemen otobüs durağına yürüyüp 35C’yi bekledi. Bakalım asilzade yerinde mi deyip sarışın kediyi yokladı ve buldu gözleri. Bindiğinde otobüs kalabalıktı. Bu saatte hep böyle olurdu zaten. Elindeki kahve termosunu çantasına koyup tutunarak dikilmeye başladı. Her gün bir posta düşüneceği şeyler olurdu. Gelgit halinde düşündü onları.

Meydana indiğinde sağa sola koşuşturan insanlar… Taksim’de sabah saatleri sakin sayılabilirdi. Bilindik manzaralardan farklı olarak bir kız çocuğu takıldı gözlerine. Sokakta taş bir tümsek bulmuş, elinde pet şişede su olan bir kız çocuğu. Ne yapıyordu dersiniz? Elindeki suyu kapağı kapalı şişeden hafifçe akıtıyordu yere. Özden bakışlarını kız çocuğundan yavaşça yere çevirip yerdeki şekli görünce gülümsedi. Küçük kız çiçek çiziyordu zeminde. Evet suyla! Özden böylece perili bir ruh tanımıştı o sokakta. Gününü güzelleştiren o çiçeği yerden alıp yüreğine asmıştı.

Bir hapşırık. Kütüphane gibi o kadar kalabalık yerlerde… Üşütmeseydi bari. Havalar soğuyor. Öyle ki yüreğine iğnelediği çiçekten bir sıcaklık yayılıyordu kütüphanenin kulak çınlatıcı sessizliği, arada kalem cızırtısı ve kağıt çevriliş sesleri içindeyken.

02.01.18 – 15:36

 

Resim : Uğurcan Turhan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir