Nasılsın Edip

“Nasılsın Edip” dememe “iyidir senden Didem” diyerek karşılık vermişti. Haftasonu plansızca Edip’in gittiği yerlerde bulmuştum kendimi. Ayaklarım gitmişti. Sonradan fark etmiştim bunu. Saatlerce yürünen bir yokuş… Mavi bir ev… Sanat galerisi… Vitrinde iki siluet eserlerin başında. Semtindeki kütüphane.. kütüphanede çalışan biri.. Edip sen misin o? Ama hayır seni böyle yerlerde görür müyüz? Çok niyet ettim seni görmeye. İnandığım bir şey var ki gece ve gündüzün kesiştiği o yer… Eğer günü doğurmaya ya da batırmaya gücümüz olmalıysa bir gün mutlaka karşılaşacaktık. Şöyle de bir gerçek vardı ki senin girdiğin ortamlara ne ben gidiyordum ne de benim mekanlarıma sen. Bizi buluşturan yalnızca yokluklarımızdı belki. Hiç bilmedin ama öyleydi. Vakit de olmadı anlatmaya. Kitap satırlarında, gitarımın tellerinde buluşuruz Didem dedin. Anladım. Ama teslimiyetim yollarımızın bir daha kesişeceğini fısıldıyordu bana.

Zaman boyunca güvercinler kitap satırlarına tünemişti. Güvercinlere saçtım kırıntıları. Özledim be! diye seslendi bana kuşlar. Kulaklarımı kapadım. Uçmaya korkaklar o günden bugüne. Bir gün yine uçar mı dersin?

Kaldırım taşına çömmüş küçük yalnız çocuk hala orada mı bilinmez ama. Yanında gölgeler vardı en son. Karanlıkta. Aydınlığı seçmek istediğinden emin değil. İkisinin ortasında. Arafta. Küçüktü çünkü. Gözlerinde güvercinlere saçtığım masumiyet kırıntısına rastladım. Yaşayıp görecek günleri vardı. Bu kararı yalnız almalıydı. Ne yönse hayatı tamamen değişecekti. Bazı şeylerin tam ortasında. Ay ışığına bakıp yarına ulaşmak istiyor muydu? Güneşin sıcaklığına hasret miydi? Bayağıların arasında sade kalana mıydı meyli? Merak mıydı tüm başlangıçları? Çocuk filmlerden öğrendiğini mi taklit ediyordu yoksa Edip miydi o gerçekten? Sorular, sorular… Hayrı anlayıp ay ışığına kavuşacak mıydı çocuk… Onu bunu geçelim de çocuklar şarkı söylediğinde yeni bir dünya başlayacak.. Şimdi nasılsın Edip?

17.IV.2018

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir