Kitap: Kurtlara Söyle Eve Döndüm – Carol Rifka Brunt

13-14 yaşlarında genç bir kız olan June’un başından geçen olayları anlattığı sevgi dolu aynı zamanda hüzünlü bir roman… LGBT temasının da işlendiği kurgu, sizi hikayenin içine sürükleyecek türden. Kitap akıcı ve sade diliyle uzun süredir okuyamama gibi bir durumdan -varsa- sizi çıkartmaya yardımcı olacak. Hikaye dayısının June ve ablası Gretanın portresini çizmesiyle başlar. Aids hastası olan ressam dayısı Finn, June’un büyük bir hayranlığına sahiptir. Kendini arkadaşlarından soyutlayan, çoğu zaman ormanda yalnız başına zaman geçiren genç kız yaşıtlarının çağında değildir sanki. Geç saatlere kadar çalışan anne babası ve eskisi kadar anlaşamadığı ablası ona uzaktır. Finn’in hastalığının ilerlemesiyle özel arkadaşı ortaya çıkacak ve June için acı, kıskançlık, dostluk gibi kavramlar tekrar anlam bulacaktır.

× Spoiler içerir.

Kitabın biraz içerisine girecek olursak; karakterleri tanımanızla benimsemeniz bir oluyor. Finn, iki kişinin aşkını hak etmiş bir kimse olarak hayranlık uyandıran bir kişi izlenimi veriyor. June’un ona ilgisinin aşk olarak düşünülmesi yaşı itibariyle çok da gerçekçi değil. Daha çok hayranlık. Finn’in sanatçı ruhunun naifliğini abla kardeşin portresini çizmesiyle pek ala görebiliyoruz. Finn yiğenlerinin annesi ile, yani kardeşiyle birtakım uyuşmazlıklar yaşamışlar zamanında. June’un annesi sanatçı ruhunu, geçinme derdi karşısında sessize almış. Muhasebeyle ilgilenen bir insana dönüşmüş ama kendi yapamadıklarını çocuklarının yapmasını destekliyor.

Finn’in ölümüyle yıkılan June, içsel yalnızlık yaşıyor. Cenazede gördüğü o tanımadık yüz, annesine göre Finn’in ölmesine sebep olan kişi: Toby. Toby, June için de ilk başta düşman sınıfına giriyor. Fakat, Toby June’la iletişim yolunu çok güzel buluyor gerçekten. Evine kargocu olarak gelmesi ve mektubu bırakması güzel numaralardı. Toby’nin çocuksu tavırları ile June ve Toby, ortak acıdan ziyade yakınlaşan iki kişi olmak yerine iyi birer dost oluyorlar. Sevdiğim yerlerden biri June’un Finn’e özgü sandığı özelliklerin bazılarının aslında Toby’den kaynaklanıyor olmasını fark etmesiydi. Toby de bu durumu, ben Finn değilim bunu biliyorsun değil mi? diye belirtiyor.

June’un düşünceli hallerini sevdim. Greta’nın tiyatro oyununda tavırları ailesinin ondan beklediği mükemmeliyetçiliğine karşı bir isyanıydı aslında. Gretaya her ne kadar kardeşini kollayan biri de olsa, sivri davranışları önyargı oluşturdu. Olayların sonrasında düşüncelerini June’a açmasıyla gardını indirdi ve aslında ikisinin de özlediği zamanlara bir geri dönüş oldu. Tıpkı portredeki gibi bir arada oldukları…

Kitapta bir insanı yaşından daha da büyütecek olaylar yaşayan bu kızı ve hikayesini sevdim.

Bu kitabı benle tanıştıran Gamze’ye sevgiler..

Alıntılar

“Kaleler mi June? Uğultulu Tepeler mi? Tanrı aşkına. Ben, Leeds’in bir kenar mahallesinde doğdum.”
“E, tamam bilmiyorum, neyse işte. Bana her ne göstermek istiyorsan onu göster o zaman. Senin İngiltereni.”

“İki bilet lütfen” dedi Toby.
“İki mi?”
“Evet, ikimiz birlikte fotoğraf çektirmek istiyoruz.” Toby kadına da tıpkı bana gülümsediği gibi gülümsemişti; bir çocuğun gülümsemesiyle.

Bir şeylerin benden sürekli uçup gitmesi yerine, bana geri dönmelerini nasıl sağlayacağımı öğrenmem gerek.

…kimsenin basmadığı karların üzerinde yürümenin de güzel bir yanı oluyor. İnsana kendini özel biriymiş gibi hissettiriyor; özel biri olmadığını bilse bile.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir