Kitap: Ecce Homo-Friedrich Nietzsche

Modern felsefecilerden Friedrich Nietzsche’nin kaleme aldığı ve hastalığından dolayı tamamlayamadığı son kitabı Ecce Homo; kişi nasıl kendisi olur’a ses getiriyor. Kitabında kendini nasıl bulduğunu, sonra nasıl tekrar kaybetmesi gerektiğini, değerlerinin dönüşümünü, teorileriyle üstinsanı ve hayati ödevin nasıl devam ettirileceğini anlatmaktadır. Ecce homo, Latince “işte (bakın) insan” demek olup dövülmüş, bağlanmış ve dikenlerle taçlandırılmış İsa’yı öfkeli ve nefretli kalabalığa sunan Pontius Pilatus tarafından İsa’yı kastederek söylenmiş vurgulu cümle iken başlık bu şekilde kitabın içeriğine dair fısıltılar taşıyor.

Hacim olarak kısa olmasına karşın düşüncesel yoğunluk taşıyan kitap, dili itibariyle akıcı. Nietzsche’nin derinlikli düşüncelerini sanatsal bir dille anlatıyor olması akışı hızlandırırken soyutsal kavram gezintisine çıkarıyor lakin; okuduktan sonra ben az önce ne okudum diye de sordurtmuyor değil. Olaylardan ziyade düşünceler üzerinden yürüyen kitap, bittiğinde hatırlama noktasında okura buruk veda ediyor.

İçindekiler kısmına bakacak olursak, “Neden Böyle Bilgeyim“, “Neden böyle akıllıyım“, “Niçin böyle iyi kitaplar yazıyorum gibi bölüm isimlerine sahip kitap yazarın narsistik bir imaj çizmesine yol açacağına düşünülürken aksine muzip bir hava yaratıyor.

Almanlar, Hıristiyanlar ve idealistler hakkında aklında ne varsa dökmek istediği, öfkesini dile getirdiği acımasız eleştirilerle dolu olan bu kitap, Nietzsche’nin sivri kişiliğini dışa vuruyor.

Kitapta kasabanın papazı olan 5 yaşında ölen babasını da anan Nietzsche genlerinin bir şekilde kaderi olduğunu şu sözleriyle “Bir başka yönden de babamın ta kendisiyim, erken ölümünden sonra aynı zamanda onun yaşamının devamıyım.” diye ifade ediyor. Hayatının öz biyografisine yer yer değiniyor. Direkt kendi gerçeklerini ortaya koymak bir felsefeciye yaraşmaz dedirten üslüpta (o olsa olsa psikolojinin işidir) olayların fikir dünyasına etkilerinden dem vuruyor. Tanrısızlıktan bahsederken yazgıyı benimsediğini “amor fati”(Kaderini Sev) ile şöyle dile getiriyor: “Bir insanın büyüklüğünü belli eden bence Amor Fati’ dir; İnsanın hiçbir şeyi gelecekte, geçmişte, ta benliğine dek başka türlü istememesidir. zorunluluğa yalnızca katlanmak, hele onu gizlemek yetmez. Her türlü ülkücülük zorunluluğa karşı bir aldatmacadır, iş onu sevmekte… “ .

Dine ve din adamlarına bu kadar fazla tepki göstermesi belki de onların içinde yetişmiş olmasının etkisi olup hayatına verilmek istenen yöne başkaldırıdan dolayıydı. Yalnız şöyle önemli bir ayrım vardır ki: gerektiği yerde de soyutlanmıştır kavramlardan. Olması gerektiği gibi “En koyu Hıristiyanlar beni sever olmuşlardır. Hıristiyanların amansız düşmanı olan ben, binlerce yıllık alınyazısına rağmen bireysel hınç beslemekten uzağım.”

Peki bu kitap nerede senin için derseniz? Nietzche ile tanışmam lise yıllarıma dayanır. Arkadaşımın elinde görmüştüm sanıyorum ve o yıllarda almanca öğreniyor oluşum bir ton harfin sadece tek bir sese dönüşmesini örnekleme anlamında ilginçti [etzsch]. Sonrasında felsefe dersinde nihilizmden bahsedecek ve tekrar Nietzsche gündemimde olacaktı. Merak edip Nietzsche ağladığında kitabıyla tanışacaktım. Seni öldürmeyen şey güçlendirir mottosuyla yeri gelecek gaza gelecektim. Hal böyle olunca kendi kaleminden okuduğum ilk kitap, beklediğim yöndeydi. Soyutsallık sevdiğim halde, yer yer kitaptan uzaklaşmama neden oldu. Beni tam doyuran bir kitap olmadıysa da yeni fikir tohumları saçtı. Bir kahve ısmarlamak istedim Nietzsche’ye.

Şimdi size beni yitirip kendinizi bulmanız için salık veriyorum.

Nietzsche’nin sözleriyle noktalarken yürürken, kendinize bir adım daha yaklaştığınız, düşünceli ve yolda bir haftasonu diliyorum.

Alıntılar

Bana dair bir şeyleri anladıklarını sananlar, kendi ölçülerine göre kesip biçtiler beni; tamamen zıttım olan bir ‘idealist’ yaptıklarıda oldu beni.

Beni anlamıyorlar, ben bu kulaklara göre ağız değilim.

En sessiz sözcüklerdir fırtınayı getiren, güvercin adımlarıyla gelen düşünceler yönetir dünyayı-

Kendimi yeniden toparlama içgüdüsü bir yoksunluk ve ümitsizlik felsefesini yasaklatmıştı bana…

Ruhu hınçtan kurtarmak,-iyileşme yolundaki ilk adım.

Geçti artık baharımın tereddütlü üzüntüsü! Geçti artık haziranda lapa lapa karları kötücüllüğümün! Yaz oldum iyice, yaz öğlesi oldum,-

Sakının rüzgara karşı tükürmekten!…

Ancak hastalık aklımı başıma getirebildi.

Tüketim ve telafi etme üzerine dahi düşünmüyordum.

Ayrıca şu da mevcuttur ki kimse hiçbir şeyden, kitaplar da dahil buna, bildiği bir şeyden daha fazlasını bulup çıkaramaz zaten. Bir şey yaşantı yoluyla açık değilse bize, onu duyacak kulağa da sahip değilizdir zaten.

Kim bilir nasıl bir dinlemeye ihtiyaç duyar insan.

Nesnellik şu “herkesin acısına ortak olmak”

İlk başta, bir insanın “ciğerini okurken”, onda uzaklık duygusunun olup olmadığına, insanlar arasında kat, değer, sıra ayrımı gözetip gözetmediğine bakarım.

Yaşamım ispatıdır bu cümlelerin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir