Kitap: Bülbülü Öldürmek – Harper Lee

1960 yılında yayımlanan ve Harper Lee tarafından kaleme alınan 357 sayfalık Bülbülü Öldürmek kitabı, Amerika’nın güneyinde yaşanan ırkçılık ve eşitsizliği ele alıyor. Çocuk bir kahramanın gözünden anlatılan kitap, gözlem ve sorgulama anlamında yoğun olurken yalın ve akıcı bir dile hakim. Ayrıca Ülker İnce’nin çevirmenliği ile çeviri okuru yarı yolda bırakmıyor. Özgürlük, vicdan, adalet, eşitlik gibi üstünde hala dumanı tüten konulara çocuk gözünden yaklaşırken babası Atticus’tan verdiği öğütlerle pragmatik bir hale bürünüyor kitap. 1930’lu yıllarda küçük bir Amerikan kasabasının sosyal yapısı çocukların yaşadığı olaylar yoluyla incelenirken; entelektüel bir avukat olan Atticus’u savunduğu davada ise bir “zenci”nin haksız yere suçlanması ve toplumsal normları, sınıf çatışması gözler önüne seriliyor. Kitabı bitirdiğinizde adalet, eşitlik ve dürüstlük kavramlarının çarpıcı etkisi altında kalıyorsunuz.

Roman Pulitzer edebiyat ödülüne layık görülmüş. Sonrasında beyaz perdeye uyarlanmıştır. Bülbülü Öldürmek’ten tam 55 yıl sonra devamı niteliğinde olan Tespih ağacının gölgesinde kitabıyla kahramanımız bu defa 26 yaşında genç bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.

Ayrıca Bülbülü Öldürmek kitabıyla ilgili büyük ölçüde otobiyografik yapıda olduğu söyleyebiliriz. Scout Harper Lee’nin kendidir. Yan komşu Dill, çocukluk arkadaşıdır. Öcü Radley karakteri gerçektir. Atticus, birebir Harper Lee’nin babasıdır. O da avukattır fakat kitaptaki davayla ilgisi yoktur yalnızca. Yazarın çocukluğunda aynen kitaptaki gibi bir dava yaşanmış ve siyahlar suçlanmıştır haksız yere. Harper Lee bu hadiseden çok etkilenmiş ve yıllar sonra kendi yaşamını ve yaşadığı güney kasabasını baz alarak kitabı yazmıştır.

Burada yazarla ilgili enteresan bir nokta vardır ki  yazar, yazı yazmaya arkadaşlarının ona yılbaşı hediyesi olarak gönderdiği notla başlamıştır. Bu notta ne olursa olsun işini bırakıp yazması gerektiği yazar. Arkadaşları ona bir yıl yetecek miktarda para göndermişlerdir. Ve sonrasında Eastern Hava Yollarındaki işini bırakarak yazı yazmaya başlayan yazarın eserleri bugün dünyada en çok satılan kitaplar arasında yer almaktadır.

Alıntılar

“Bir insanı anlayabilmek için, o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin.”

“İnsanların başına ne geldiğini asla bilemeyiz. Kapalı kapılar ardında evlerde nelerin olup bittiğini, ne sırların gizlendiğini…”

“Atticus bana sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır demişti.”


“Daha başlamadan yüz yıl önce davayı kaybetmiş olmamız demek kazanmaya çalışmayacağız anlamına gelmez.”

“Kendinizi bir adamın yerine koymadıkça, o adamın yerinde olmanın nasıl bir şey olacağını anlamaya çalışmadıkça o adamı gerçekten tanıyamazsınız.”

“Sıfatları kaldırırsan geriye gerçekler kalır.”



-Elbette savunuyorum. Zenci deme, Scout. Bu kabalıktır.

-Okulda herkes öyle diyor.

-Bundan sonra o herkesten bir kişi eksilecek.

“Başka insanların yüzüne bakabilmek için ilk önce kendi yüzüme bakabilmeliyim.”

“Başını dik tut ve kibarlığı elden bırakma.”


“İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır.”

Özet (Spoiler içerir)

Kitap, küçük prensi andıran bir girişle başlar:

“Avukatlar bir zamanlar çocuktu bana kalırsa.”

1930’lu yıllarda küçük  bir Amerikan kasabası olan Maycomb kasabasında Finch ailesi: sekiz yaşındaki Scout, ondan dört yaş büyük abisi Jem ve avukat babaları Atticus yaşamaktadırlar. Scout, abisi ve abisinin arkadaşlarıyla oynamayı seven kız çocuğuna benzemeyen bir kızdır. Atticus, dürüst, ilgili, doğrudan şaşmayan, çocuklarına kin ve nefreti değil, adaleti ve merhameti öğreten, ona hakaret edildiğinde bile beyefendiliğinden şaşmayan, içimizi ısıtan entelektüel bir babadır. Radyo dinler, gazete okur.

Kitabın başlarında Scout, Jem ve arkadaşları Dill’in kasabada yaşadıkları olaylar ve okuldaki dialoglar üzerinde durulur. Scout okula başlar, arkadaşları Dill ise yazları kasabaya gelir. Çocuklar hem korktuklarıu bir o kadar da merak ettikleri Öcü Radley dedikleri kişi ile uğraşırlar. Ona mektup yazarlar. Gece öcü Radleyin bahçesine girerler ve onu fark eden Bayan Radley tüfeğini havaya savurur. Korkudan titreyerek kaçan çocuklardan Jem pantolonunu demirlere takar ve çıkaracak vakti olmadan eve dönerler. Onu oradan almalıdır, yoksa sabah foyaları ortaya çıkacaktır. Cesaretini toplayıp tek başına gider ve pantolonunu demirlerin yanında dürülü halde ve yırtık kısmı dikilmiş şekilde bulur. Böylece gizliden gizliye Öcü Radley’e sevgi duyarlar. Ağaç kovuğuna onlar için sakız ve heykel sabunlar bırakmasıyla pekişir. Öcü Radley’in dışarı çıkmaması üzerine düşünürler.

İlk defa kar gören çocuklar dışarıda kıyamet koptuğunu sanarlar. Çünkü Maycomb kasabasına 1885’ten beri kar yağmamıştır. Daha sonra kardan adam yaparak karın keyfini çıkarırlar. Komşuları Bayan Maudie bahçesindeki açelyaları soğuktan korumaya çalışarak ateş yaktığı için gece evinde yangın meydana gelir. Yangını söndürme sırasında Atticus’un çocuklara palto uzatır ve ayakaltında dolaşmayıp evlerinden uzakta, Radleylerin kapısının önünde beklemelerini söyler. İtfaiyenin gelmesi ve yangına hortumlarla müdahale etmesi sırasında soğuktan üşüyen çocuklar,  kapının önünde çıkan diğer komşuları bekler. Tüm bu olanlar bittikten sonra eve geçtiklerinde Atticus çocukların üstündeki battaniyenin kime ait olduğunu sorar. O zamana kadar farkına varmayan Jem ve Scout yalnızca babalarının dediği gibi Radleylerin kapısında beklemişlerdir.

Jem ve Scout yangından günler sonra evlerindeki siyahi aşçı Calpurnia ile kiliseye giderler. Kasabadaki kiliseye siyahiler ve beyazlar ayrı günlerde gitmektedir.

Scout okuldaki çocuklarla ve kuzeniyle babasına “zenci” düşkünü demeleri üzerine kavga eder. Zengi düşkünü ne demek olduğunu bilmese de söyleyiş tarzından kötü bir şey olduğunu düşünür.

Noelde onları ziyarete gelen amcalarının aldığı tüfek üzerine kitabın başlığındaki metafor tamamlanır. Atticus onlara her şeye ateş edebileceklerini, ama bülbülleri öldürmenin günah olduğunu, çünkü onların insanlar için şarkı söyleyen çok masum zararsız yaratıklardan başka bir şey olmadıklarını söyler. Bütün kitap boyunca bülbülü öldürmek, bir motif olarak suçsuzların haksızca zarar gördüğü yerlerde kullanılır: tecavüzle suçlanan zenci, babası tarafından psikopat yapılan Radley, ailesi tarafından istenmeyen Dill örneklerinde olduğu gibi…

Kasabada bir siyahiye karşı suçlama davasında Atticus’un o “zenci”nin savunmasını üstlendiği dilde dile dolaşır ve Atticus tepki almaya başlar. Kölelik ABD’de 1862’de kaldırılsa da siyahlara yönelik ayrımcılık ve küçümseme uzun yıllar devam ediyor. Kitabın geçtiği 1930’lu yıllarda da bunun etkilerini görebiliyoruz.

Bir kadına tecavüzden suçlanan Tom Robbin adındaki genç bir siyahi mahkeme salonunda yargılanır. Bir siyaha gönlü kayan beyaz kız toplum tarafından hor görüleceği düşüncesinden bu yalanla Tom Robbin’i suçlar. Elinde o yönde kanıtlar olmamasına rağmen, Atticus’un çabalarına rağmen jüri üyeleri suçlu oyu kullanırlar. Burada başka bir ayrımcılığa da tanık oluruz: Atticus mahkemede jüriye seslenirken “Baylar” diye seslenir, çünkü jürinin tamamı erkeklerden oluşur. Kadınlar jüriye alınmazlar.

Atticus’un eve gelir ve Calpurnia çağırır. Tom Robbin’in evine gideceklerdir. Çünkü Tom hapishane bahçesinde özgürlüğe doğru koşmuştur. Tam demirlere erişmesine az bir mesafe kala yapılan uyarı üzerine ateş açmışlardır. Bir değil tam 17 kurşun. Tom Robbin’in kendisine verilmeyen özgürlüğü kendisi almaya çalışmıştır çünkü. Tom Robbin davası böylelikle kapanır.

Ama davadaki kızın babası Atticus’un Tom Robbin’i savunmasından dolayı kin beslemektedir.

Yıl sonu gösteri zamanı gelir. Scout oyunda jambon olacaktır. Jemle birlikte akşam gösteri salonuna gitmek için evden çıkarlar. Giderken ağaçlık yoldan geçerler ama ışık almayı unutmuşlardır. Scout’un arkadaşı Cecil onları hiç beklemedikleri bir anda karanlıkta korkutmuştur.

Gösteri sonrası dönüş yolunda Jem birinin onları takip ettiğini fark eder. Çocuklar yürüdüğünde yürüyen; durduğunda duran biri vardır. Yine Cecil olduğundan şüphelenirler. Tam köşeyi dönüp eve ulaşacakları sırada ardındaki kişi koşmaya başlar. Çocuklar da koşmaya başlar fakat Scout gösteri kıyafeti içinde yere takılır. Onun üzerine atlayan adamla Jem boğuşur. Karanlıkta ne olduğunu anlamayan Scout birinin Jem’i kurtardığını ve Jem’i eve taşıdığını fark eder. Jem’in eli hareketsiz bir şekilde sallanmaktadır. Taşıyan kişinin Atticus olduğunu fark eder. Peşinden eve gider. Atticus hemen doktoru aratır. Jem kendinde değildir ve kolu yaralanmıştır. Doktor gelir müdahale eder. Yargıç gelir. Dışarıda yatan adam cansızdır. Meyve bıçağı vücuduna saplanan adam ölmüştür. Yerdeki o adamsa davadaki kızın babasıdır. Ve Jem’i kurtaransa Öcü Radley’dir. Merhaba Öcü der Scout. Babası onun adının Arthur olduğunu söyler. Scout’un Radley’i odada görmesiyle aralarında dialog gelişir. Yargıç meyve bıçağını Jem’in saptamadığını söyler. Atticus oğlu da olsa eğer öyle davrandıysa bu olayı örtmeyeceğini, yargıya taşınacağını diretir. Yargıç ise Scout’un köstümündeki tele verilen zarardan adamın öldürme düşüncesinde olduğunu, Jem’in hatalı olmadığını, adamın boğuşma sırasında kendini bıçakladığını savunur.

Uzun bir gece olmuştur. Doktorun gelmesi, müdahalesi, yargıçla konuşmalar sırasında Radley de evdedir. Scout Radley’i evine bırakır ve babasının okuduğu kitap üzerine uykuya dalar.

Adil bir düzenin olduğu mutlu pazarlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir