Kiev’e Y’ol Başlasın #2

Aiesec macerasının ikinci kısmında valiz hazırlığımdan, Kiev’de uçaktan indikten sonra neler yaşadığımdan ve kaldığım yerden(!) bahsedeceğim bir yazı bekliyor sizi.

Yoldan kal, yoldaştan kalma!

Evet, başvurumu yapmıştım en son. Tam o sırada önemli bir gelişme oldu. Bir yoldaşım vardı artık. Sevgili dostum Hacer ile bu yolculuğa birlikte çıkmaya karar verdik. Hem ikimizin de ilk yurtdışı deneyimi olacaktı ve daha öncesinde birlikte il değiştirdiğimiz için bu duruma alışkındık.

21 Kilo Valizle Gitmek

Zaman geldi çattı. Geldik valiz hazırlamaya. Valiz hazırlamak sevdiğim bir kısmı yolculuğun. Hem gideceğin zamanın hayalini yaşatır, bunu alayım şunu yaparken kullanırım dersiniz; hem de kaldığın yere de küçük bir vedadır. Gitmek, uzaklaşmak nefes almak gibi. Sizden ayrılmayan artık o ve ben sınırını çizemediğiniz şeylerden biraz müsade isteme, soluklanma evresidir bir nevi. İlk yurtdışı ve en uzun süre evden ayrı kalma deneyimim olacaktı bu. Tek gitmiyor oluşum beni güvende hissettiriyordu ve eğlenceli planlar yapmak mutluluk vericiydi.

Proje 6 haftaydı, 1 hafta da gezeriz diye planlayıp almıştık uçak biletlerini. Yani 7 hafta bana gerekecek şeyleri düşünmeliydim. Birçok arkadaşıma danıştım ve bir liste hazırladım. Kiev’in iklimine uygun kıyafetler, bilgisayar, kitap, defter, gittiğimde idare ettirecek yemelik şeyler(biber, zeytin, hazır çorba, çay, türk kahvesi, sucuk(ete çok özlem duyacağımı düşünmesem de)..) çatal kaşık, kupa, çarşaf, yastık kılıfı, çok ilaç düşkünü olmasam da birkaç soğuk algınlık ilacı, uçakta trende kullanmaya mini bir yastık, iğne iplik. İğne iplik demişken, orada bulunduğum zaman içerisinde sırt çantamın askısı koptu, onarmıştım bu şekilde.

Valizden birkaç kıyafet bırakıp beni hemen gittiğimde yemek açısından rahatlatacak şeyler koymuştum. Keşke biraz daha az kıyafet koyup yemeği daha çok alsaydım dediğim de oldu. Tamam ben de isterdim bir sırt çantasıyla gideyim ama bazı şeyleri bıraktığım halde dolu bir valiz ve bir önümde bir arkamda sırt çantası ve bir de ufak hemen lazım olacak belgeler için küçük çapraz bir çanta benimleydi. Giderken beni görmeliydiniz. Tartıldığında ise 21 kilo gelmişti. Avuntum bazı şeylerin tüketilip dönüşte hafiflemesiydi ya da hiç olmadı orada bırakırdım.

Uçaktan indik! Sevimli karşılama ekibi

Uçaktan indikten sonra bizi aiesecerlar karşılayacaktı. Tek tedirgin edebilecek şey, iletişim kurabilecek miydik onlarla? Havalimanının içindeki wifiyi kullandık ve kolayca buluştuk. Bizi karşılamaya tatlı mı tatlı üç kız: Maria, Victoria ve Angelina gelmişti. Ki zaten çok korkulacak bir durum yoktu. Çünkü bizden başka birsürü Türk aiesecli vardı. Kesinlikle yabancılık çekilecek bir durum oluşmamıştı. Bu arada indikten sonra pasaportu kontrol ederken, Türk erkeklerini biraz beklettiklerini ya da sorguladıklarını duyduk. Malesef o konuda ülkemizin namı çok iyi değil.

Herkes toplandıktan sonra yol için paramızın bir kısmını havalimanında grivnaya dönüştürdük. Uzuuun bir yol bizi bekliyordu. Aldık valizleri otobüs durağına kadar yürüdük. Karşılama ekibi çok sevecen ve güler yüzlüydü. Valizlerimizi taşımaya yardım ettiler sağolsunlar. Tabi o sırada bu şehirle alakalı çıkarımlar yapmaya başlamıştım. Gökyüzünü daha canlı bir maviydi, görebiliyordum. Etrafımdaki Türklerin fazlalığından; daha başka bir ülkede olduğumu tam algılayamamıştım. Otobüs durağında bir hayli bekledik. O sırada grupla tanıştık. Sarı renk bir otobüs durdu. Elektrikle çalışanlardandı. Görevliden bilet aldık ve aldığımız biletleri otobüs direğinde bulunan delme aracıyla deldik. Yani tekrar kullanılmasını önlemek için böyle bir yol izliyorlardı. Otobüsteki insanlar Mehmet amca, Fisun teyze modelindeydi. Sanki hala Türkiye’deydim.

Nerede konaklayacaktık?

Otobüsten indik, kalacağımız yere hostele doğru yol aldık. Proje için görüşme yaptıktan sonra bize kalmak için seçenekleri söylemişlerdi. Host family gibi bir seçenek daha vardı. Ama hosteldeki insan çokluğu ve yurt gibi olması bize daha samimi gelmişti. O yüzden hostel seçeneğini seçtik. Çok katlı bir yerdi burası. Etrafı çok hareketli olmayan bir semtti. Bavullarımıza yardım ettiler, giriş işlemlerini yaptık. Hat işini sorduk bizim kızlara. Valizleri öyle bırakıp bir avm gibi bir yere götürdüler bizi. Vodefone vardı orada. Hat aldık ve çok acıkmıştık.

İlk Yemek Deneyimi/ Gazlı Enteresan Su

Girdiğimiz yer market ve cafenin birleşimi bir yerdi. Hostele girdiğimdeki farkettiğim hoş olmayan yoğun koku tekrar burnuma geliyordu. Malum et ve kullandıkları farklı yağlar olduğunu tahmin ediyordum. Kızların yardımıyla pilav, patates tarzında şeyler aldık. Ama öyle ki yenecek gibi değildi. İlk yemek deneyimim hüsrandı. Hatlarımızı ve su gibi temel şeyler alıp hostelin yolunu tuttuk. Hı burada sularının farklı olduğunu belirtmeliyim. Maden suyuna benzer gazlı suları var normal suyun yanında. İlk başta tadı farklı gelse de bir kaç gün sonra alışmıştım. İnsan her şeye alışmıyor mu zaten:)

Kötü Çıkan Hostel :/

Şimdi işte asıl olayın koptuğu yere geleyim. Hostele vardık. Odamıza çıktık. 8 kişilik bir oda, 4 ranza vardı. 7 türk ve 1 isveçli. O tarz ranzaları daha önce görmemiştim. Bence Türkiye’de böyle bir yer yoktu. Küçük, sert, doğru düzgün tutunma yeri ve üsttekiler için koruma demirleri olmayan yataklar.. Yani düşsek düşerdik. Ve ben üst katta yatacaktım. Eşyalarımızı yerleştireceğimiz bir dolap yoktu. Valizlerin hepsini ortaya koyduğumuzda hareket edecek çok az bir alan kalıyordu. Perde yoktu. Yüksek olduğundan ve etrafında çok hareketli bir yapı olmadığından hadi neyse diyorduk ona.. Mutfağa indik. Kalabalık bir yer. Açık bir televizyon. Girişte hostel sahibi kadın, bir de görevli kadın. Torunu küçük sarışın bir çocuk, bir de köpek vardı. Bahsettiğim koku mutfaktaydı.

Odaya çıktığımızda arkadaşlarımız durumdan şikayet etmeye başlamışlardı. Sinirden ağlayanlarımız bile vardı. Benim içinse konfor alanımdan çıkacağımı göze almıştım gelirken, yani evdeki gibi bir şey beklemiyordum. O yüzden oradan ziyade projeyi merak ediyordum o sıra. Ertesi gün proje başlayacaktı.

Burada ranzaların korkuluğu yapılacağı için usta gelmişti.

Sabah erkenden kalkmıştık. Ama düşünün kısıtlı bir alan ve aynı anda hazırlanmaya çalışan 8 kişi. Birbirimizi bekleyerek hazırlandığımız için çok zaman geçiyordu. İlerleyen günlerde açığa çıkan sorunlardan bahsedeyim. Sıcak suyu bırakın normal suyun kesilmesi, öğrencilerden oluşacak sandığımız hostelin aiesec dışından insanlarla dolu olması, buzdolabındaki koku, ranzaların konforsuzluğu… Bir de bunları hostel görevlisine anlatmaya çalışıyorduk, ingilizce bilmiyordu. Her geçen gün şikayetler ekip tarafından artıyordu. Eksik olan şeyleri bizimle ilgilenen aiesecera söyledik. Oyalamaya çalıştı. Ama toplam 15 kişi vardık. Bir akşam toplaşıp kritik yaptık. Hostelin değişmesi için isyan çıkacaktı. Ertesi gün ben ve Hacer dışardayken, bizim Türkler eşyalarını alıp bizim hostelimizi değiştireceksiniz deyip bayağı gelgitli beklemeli bir durum oluştu. Biz de onlardan gelecek habere göre hareket edecektik. Eşyaları toplayıp hostele tıpış tıpış da dönebilirlerdi çünkü. Başka bir hostele geçtiler, ama burası da eski hostelden farklı değilmiş. Girmemişler bizimkiler. Durum çözülene kadar kapıda bekleme süreci. Sonra onlar başka bir hostele gittiler burası şehir merkezine yakınmış. Ve son giriş saatleri onların istediği şekildeydi. Sonra şartları onlardan öğrendik ki odalar karma imiş. Biz de isveçli kız, Hacer ve ben o hosteli istemeyip başka bir yer arayışına girecektik. O akşam odada 3 kişi kalmıştık. Bütün meydan bize kalmıştı:) Orada kalmaya devam edebilirdik. Hostel sahibi kadın bizim kata sırf aieseclilere özel buzdolabı koydurmuştu. Ranzanın kolluklarını yapmak için usta göndermişti. ama Türkler olmadan çok da güvenilir gelmemişti orası bize.

Bu sırada aiesec türkiye’den görevlimiz Sena sürekli bizimle irtibat halindeydi. Sorunlarımızla ilgileniyordu. Aieseckievdeki görevlimizle(Kate) konuştuk, durumu anlattık. Kate bizi dinliyor, anlıyordu. Çok tatlı birisiydi. Belki çok adım adım ve kolay ilerlemiş gelebilir ama yaşarkenki ne olacak belirsizliği ve bizi savuşturmaya çalışmaları yok değildi. Ve yerimiz kesin belli olmadığı için yemek tarzı çok fazla alışveriş de yapamıyorduk. Zaten hostelin 10-15 dakika ilerisinde market vardı.

En sonunda şu oldu, bize başka bir hostel buldular. Ama daha kötü olmasından korkuyorduk. Görüp öyle eşyalarımızı alıp geçeriz oraya dedik, olmaz dediler. Sonra arkadaşım bundan daha kötüsü olmaz herhalde deyip beni yüreklendirdi. Projede tanıştığımız mısırlı kızı(Noura) da alıp 3 ümüz aynı hostele gidecektik. Noura’nın hosteline uğradık, eşyalarını aldık. Sonra metro ile(o eşyalarla!) bizim hostele gittik. Zaten eşyaları çıkarmadığımız için de her şey taşınmaya hazırdı. Sonra aiesec bodyimiz(Kate) onun bir arkadaşı ve biz saat akşam 10-11 überle yeni hostele gittik.

Hostelin kapandığını söyledi kapıdaki görevli. İşlemleri nasıl yapacaktık? Hayda.. Sonra Kate bir yerleri aradı konuştu. Bir ara neredeyse ağlayacaktı. O kadar zor şartlarda oraya ulaşmıştık ki. Sonra sarı saçlı bir teyze karşıladı bizi.

Yeni Hostel :))

Peki derseniz, bu hostelden memnun kaldın mı? Diğerinden daha mı iyiydi daha mı kötüydü? Diğerinin aksine tek katlıydı; 4 odası ve mutfağı bulunan bir ev gibiydi. Hostel sahibi teyze, tam bir anane modundaydı. Türk olsaydı tam bir Serpil teyze(İrina)

Çok fazla ingilizce bilmiyorsa da rahatça anlaşıyorduk. Çok zeki bir kadındı. Titiz olması sebebiyle hostel öyle temizdi ki içim rahattı. Hatta eğer bir yeri dağınık ya da tam onun istediği gibi temiz bırakmazsak bizi çağırıp nasıl yapıldığını gösteriyordu Mutfak kullanım açısından rahattı. Artık düzenimizi buraya kurabilirdik. İnsanlar gayet saygılılardı. Hostele en son giriş 11deydi. Çünkü kalan insanlar çalışıyorlardı, sabah erken kalkıyorlardı. Kısacası kuralları olan bir hosteldi burası. Bazen geç kaldığımız oluyordu. İrina acaba kapıyı açar mı? Bize kızar mı diye telaşlanmadığımız olmuyor değildi. Tuğba time… demişti bir keresinde kolundaki saati göstererek Hostelin etrafına bakacak olursak gerçekten şükür sebebi hem markete hem de pazara çok yakındı. Çocuk parkı vardı ayrıca çok yakınında. Hareketli ve halkla içiçe olduğumuz bir yerdi. Şehrin merkezine gitmekse 40 dakika gibi sürüyordu. Hı bu arada evet Mısır’a gitmemiştim ama Mısır bize gelmişti. Aiesecten 3 mısırlı arkadaşla aynı hosteldeydik: Noura, Şeyma ve Noha. Noha ve Şeymanın projesi farklıydı. Sonraki günlerse birlikte vakit geçirecek, Kiev sokaklarını arşınlayacak, etkinliklere katılacaktık. Akşamları mutfakta buluşup bugün neler yaptınız diye konuşacaktık. Yaşadığımız sorunlarda akıl danışacaktık. Burası güzeldi…

Şimdi dönüp baktığımda fark ediyorum ki burayı güzel kılan tanıdığım insanlardı. İyisiyle kötüsüyle anılar bırakmıştık geçmişte. Bugüne bir not bırakalım: Güzel insanlar tanı, tanıdığın insanları güzelleştir.

Umarım keyifle okuduğunuz bir yazı olmuştur. Hayata katkı sağladığımız, güzelleştirdiğimiz bir gün olsun. Bir sonraki yazımda buluşalım..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir