Kaf Dağı Konuşmaları-2

Felsefe sevenler burada mı? Bir önceki yazımda bahsettiğim Prof. Dr. Bilgin Saydam’ın konuşmasını okumak isterseniz, yetiştiğim kısmını sizler için geçirdim aşağıda. Tamamını izlemek isteyenler içinse link yukarda ????

“Ve bitişinin yanılsama olduğunu, hep tekrarlanıyor olacağını fark edip nihai olarak çözüme ulaştırma arzusudur. En gelişmiş hayvanlar olarak primatlar dahil tüm canlılar hatta genişletebiliriz, canlı cansız tüm varlıklar fizik dengesizlikler ve biyolojik gereksinimlerin zorladığı küçük ve önceden şekillendirilmiş doğa tarafından doldurulacak aralıklarda beklerler ya da sürüklenirler. Doğa hep doğa her yerdedir. Ama insanda boşluk bırakacak bu boşluğa kendine karşı ve karşıt gelen bir ikame bir rakip yerleştirecektir. Ötede öykülerinde, mitlerinde kendini yapan insandır. Mit, mitos geniş anlamıyla bir antropomorfik bir insan şekilciliği evren ve zaman tasavvuru sunar. Herhangi bir an ve hal içinde nihai ve kesindir. Mit, haller arasında geçişleri ve aradalığı anlatır. Ama aradalık geriliminden çıkmış olma yanılsaması yaratır. Bu nedenle yakıştırıcıdır. Selamet vaad eder. Kültürel antropolog Lewis Thorsen’in mit hakkında söylediklerini anımsayalım: Mit çözümsüz kültürel karşıtlıkları aktarma işlemini üstlenenlerin oluşturduğu bir yapısal sistemdir. Mit çözüm sunmaz. Gerilimi dindirmez. Ancak karşıtlıklar arasında özdeşlik veya benzerlikler kurarak sembolik denetim imkanı verir. Özne mitinde kendini evinde ve sakınılmış hisseder. Mesele burada çok açık ki bir başka farkındalıkta mesul oluyor: Arasının ve arada olmanın farkındalığında. Hatta diyebiliriz ki aradalık bizzat farkındalığın müsebbibidir. Yani varoluş aradalıktadır. Hiçbir şeyin içinde olamadığımız için buna tüm varlıksal aradalıkları kapsayan doğanın içinde olamamak da var. Olmak olmamak gerilimine çare olarak üretilen bir başka aralık da maddi ile öte aralığının geriliminde yaşamaya çabalarken insan olduğumuzdur. Aralık yaşantısal deridir. Burasıdır. Araftalıktaki tekinsizlik bu alacakaranlığı deriden öteye doğru aşamama olasılığını taşıyan bir endişe halidir. Klinik karşılığını özellikle prepsikotik yani psikoz öncesi, anksiyoz kaygılı tablolarda görüyoruz. Deri çözünmüştür ve ufukta, ötede herhangi bir öznel öyküsel kurtuluş kuşkusu seçilememektedir bu kaygı durumunda. Psikozun parça bölük gerçeklikleri, henüz dünyadalığı kendilerince anlamlandıramamıştır. Alacakaranlığın müphemliği her şeyi mümkün olduğu ve bunun önceden kestirilemeyeceği hakim duygudur. Psikotik sistematik henüz hükümran olmamıştır ama olacaktır. Özetleyelim aradalık ayrışmayla başlar. Ne burada ne orada olma. Ne bu ne o olmak. Ne bunun farkında olmak varoluşsal geriliminin esasıdır. Süren gerilim yorar, güvensizlik endişe kaynağıdır. Aradalığa ve belirsizliğe hiçbir yere ait olmamaya tahammül etmek, ait olduğu yeri bir dış yetkiye başvurmadan kendi referansıyla oluşturacakmış gibi yaşamak zordur. Aradalığı sonlandırmaya çalışmak zaten insan varoluş serüveninin eylem çizgisini şekillendirir. Kişilik yapımızı, tıkanmışlığımızı veya yaratıcılığımızı nevrozumuzu şekillendiren budur. Her an yeniden yeniden aralıktan çıkmaya hamle ediyoruz ama aradalıktan asla çıkamıyoruz. Zira eksik bir yerin taşıyıcısıyız, yetmiyor. Rumi’nin dediği gibi Şeb-i Aruz’dan bahsettik yine Mevlana ile bitirelim.

‘Melek bilgisiyle hayvan da bilgisizliğiyle kurtuldu. İnsanoğlu bu ikisi arasında keşmekeşte kaldı.’

Teşekkür ederim. ”

Bir sonraki yazımda, konuşma sırasında Bilgin Saydam Bey’in göstermiş olduğu ve benim de fotoğrafını kullanmış olduğum videonun yazısını paylaşacağım. Arafta olmaktan çekinmediğiniz günler, geceler…

https://youtu.be/xYuQ2QY4PRM

Gezi içinde yayınlandı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir