Hindistan’da Bir An

Geçen gün dinlediğim konuşmada ünlü düşünürden alıntı yapılmıştı: Her son, yeni bir başlangıçtır. Her insan, her davranış, her fikir yeniliklere, gelişime sebebiyet verme potansiyelindeydi. Onu eşikten atlatansa, elinden tutup tutmadığımız. Yani kulak verip vermediğimizdi. Hiç beklemediğim anlarda karşılaştığım insanlar benliğimde bağdaş kurup oturuyorlardı kimi. Kulak verip dinlemeye değer bulduklarımla oturdum ben de bugün. Nasıl mı? İlk önce Malezyalı bir öğretim üyesi ile tanışmıştım. Psikoloji alanında çalışıyordu. Yaptıkları bir projeden bahsetti. Sokakta oturup insanları dialoga davet ediyordu bu proje. Canlı kanlı yapılan etkileşimi arttırmaktı amaç. Ve tabiki karşındakini anlamak. Fazla güneşte kalamadığını söyleyerek kalktı yanımdan. Benliğindeki hamuru ve fikir meyvelerini bırakmıştı bana. Baharat kokularının arttığı sırada insanlara takıldı gözlerim. İfadelerine. Yürürkenki yavaşlıklarına, hızlılıklarına. Bakışlarındaki sürekliliğe ya da gelir geçerliğe. Çok şey söyleyen yalnızca ağızlar değildi. Uzaktan gelen farklı tınıdaki müzik yükseliyordu ve yaklaşan bir kalabalık. Dans eden insanlar… Turuncular içindeydiler. Arkamdaki tapınağa girdiler grupça. İzlemek keyifliydi. Hava uçuk maviden, masalsıyken yeşillik beni Hindistan’da değil de kendi evimdeymişçesine hissettiriyordu. Tapınaktan çıkan 3 ila 5 kişi ellerinde küçük kutularla insanlara yöneliyordu. Minik minik kurabiyeleri dağıtıyorlardı. Etrafımdaki insanlardan onları görmemezlik numarası yapanlar vardı. Ama hiç samimi ve insancıl değildi. Malezyalı geldi aklıma: Etkileşim! Merhaba dedim. Bu kurabiyeler neli? Evet karşımdaki insanla konuşmaya çalışıyordum. Karşımdaki anlayabildiğim bir İngilizceyle cevap verdi bana. Farklı bir kimlikte oluşu ilgimi ve merakımı arttırırken, yaptıkları ritüeli öğrenme isteğim de yükselişteydi. Artık sorularımı soruyordum, karşımdaki kişinin şeffaflığını gördükçe. O sırada diğer iki kişi de elindekileri bitirmiş. Yanımdaki kişiyi çağırmaya gelmişlerdi. Konuşmamızın bitmek istemeyişi, iki kişinin daha yanıma oturup bağdaş kurmasına vardı. Konuşmamız artık ritüelden çok, karşımdaki insanların neler yapmayı sevdikleri ve kim oldukları üzerineydi. O ana kadar bu konudan bahsetmediğimi fark etmemiştim ki “What is your belief of root?” diye bir soru… Rasyonalistim diye cevapladım. –İzm’lerin hazır kalıplılığına sığındım. Aslında kaçtım. Bu turunçgil 3 kişi boyunlarındaki kolyelerin boncuk sayısı kadar eşelenecek konu bıraktı. Oturduğumuz kaldırım, sohbetimize şahitti. Ve giderken benle konuşmaktan ritüellerinin bir kısmını kaçırdıklarını fark ettiler. Ceplerinden kırmızı bir sıvı ile dolu küçük cam bir şişe çıkardılar, alınlarına o sıvıdan bir şeyler okuyarak damlattılar. Meraklı bakışlarımın onların üzerinde olduğunu anlayınca benim de isteyip istemediğimi sordular. Ve böylece bana o günden bir hatıra bıraktılar. Alnıma baktığımda kırmızı boya halen var olmasa da hayalinin orada olduğu, farklılıkların zenginlik olduğunu hatırlatan anı. İşte bu resmin hikayesi bu. O sohbet, o kurabiye, o tavır… Farklılıkların sihirli dünyasına girdiğim bir andı. Varlığımın sancılarını duyarken bana unuttuğum, uzakta sandığım birçok fikir doğurdu ki. İyi ki doğdu o fikirler! Aslına bakarsak da bu resmi tamamladım. Onlardan öğrendiğim amatör ruhumu yansıtması ve yapılacak şeylerin bitmeyişi felsefesinden hareketle çizgiler ve boşluklar duruyor… Bitmeyen bir yoldayım! Maddi boyut dışında da. Eksiklik, çoğaltmak için bir motivasyon. Boşlukları tamamlamaya niyetlenmek aktive sebebi. Her olayın nedeni bir diğerinin sonucu. Mesela bu yazıyı yazmamın. Neyin başlangıcı bilinmez ama bu yazının sonu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir