El-Veda

Vedalaştım herkesle. Bir bayram sabahı gibiydi vedam. Gidiyorum. Yanıma aldığım tek şey ruhum. Gidiyorum. İnsanlardan kendime yol alıyorum. İçime… Gitmek isteyişim bir çocuğun annesinden beklediği ilgi değil. Birkaç kişinin gitme demesi için değil. Bunu anlayın. Kabullenin ve soru sormayın. Karar verdim gidiyorum. Kalanlar ruhumu anlamadılar. Ama kal anılar…

Sesimi duymadılar çünkü kafalarında bir düğün tutturmuşlar. Kalabalık, çok sesli, çok maddi ve çok havasız havalılar. Nefes alınmıyor. Gidiyorum kapısını çaldığım yerlere bir daha uğramamacasına. Bekleyişlere bir daha kanmamacasına. “Acaba” girdabına bir daha kapılmamacasına. Çok konuşanları, hep ben diye konuşanları görmek, duymak istememecesine. Gidiyorum aydınlığa. Hayallerime. Gerçek insanların yaşadığı yere. Hayallerini çan eğrisine asmayanların olduğu, kendi değerini karşısındakini teraziye koyup ölçenlerin olmadığı yere. İçte olan maskelenen kıskançlık belirtililerden, kamufle edilen tembellik izlerine sahiplilerden, beni beklentiyle boğanlardan, sesimi sesiyle bastıranlardan, dinlemeyi öğrenmemişlerden, nazlılardan, bahanecilerden, sırf egosu tatmin olsun diye ısrar bekleyenlerden, arsız olup sürekli isteyenlerden gidiyorum. Olay ben değilim ya da sen, o. Biz değiliz, siz, onlar değil değil. Olay öz. Yeşil görünce parlayan gözlerde değil, hafifleşen yüreklerde. Belki çok gülmek, belki de yok gülmek bunun yolu. Belki ağlamak göz pınarı kuruturcasına. Belki zıplamak göğe uzanırcasına. Dengeli bir dengesiz bundan sonra.

Gidiyorum. Sade’ce gidiyorum. Beklemeyin. Yemeğe beklemeyin beni, geç gelirim ya da…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir