BU ARALAR GÖKYÜZÜ BULUTLU

Var oluşumun sancılarını çekiyordum. Düşünmek düşünmek ve darmadağınık düşünmek yürürken yürüdüğünün farkına vardırmıyordu. Taksim sokaklarına ulaşmıştım, her tarafa yayılan laleler buraya da ulaşmıştı. Kısım kısım dağılan laleler düşünce akışıma ara verdirtti. Durdum. Onları izlerken yanımda beliren kız hafifçe eğilip kokladı laleyi. Kaç kişi yapardı bunu? Laleler kokar mıydı? Lalenin varsa kokusu nasıldı? Her sarı başak tanesini gördüğünde küçük prensi hatırlayan tilki, bana sarı laleler konusunda yardımcı olmuştu. Pembe bir laleyle tokalaştım. Teni ıslak ve ipeksiydi. Daha sonra taksimin o eğlenceli zıpır havasına uymak istedim. Merdivenleri dinlediğim şarkının ritmiyle inmeye başladım. Numarasını gördüğüm otobüse yetişme telaşıyla otobüse yerleştim. Bildirimleri kapatmış olmanın verdiği huzur, bir başınalık güzeldi. Yarına dair gelişmeler için girdiğim sırada benim için bırakılmış bir hikayeyle karşılaştım. “Tuğba hangi gökyüzünde” diyordu. Şaşırdım. Beklenmedikti. Müziği kıstım hemen. Hikayedeki küçük kız kimdi? İsminin benzerlik kurduğu insan ben miydim? Bilmiyordum. Ama yer yer kendimi gördüğümün farkına varıyordum. Ve bu biraz acılıydı. Bir cümle ki ilk darbe. Zihnime bir yumruk attı. Durdum kapattım her şeyi. Haliç’e yansıyan ışıklar diyordu ki yansıyor, yansıtıyor seni. İçimdeki merak yazının devamını okumaya itti beni. Ve çabucak suya kanar gibi bitirdim.

Dönüş yolunda üzerime bir ağırlık çökmüş. Ben çökmüştüm. Ay ince bir hilal şeklindeydi. Ayın dönüşümü gibi hissediyordum. Dolunay olduğumu sandığım anda incecik bir hilale dönüp daha çok yolun var demişti evren bana. Eve varmıştım. Anahtarı çevirdim. Yalnız ıssız bir ev. Işığı açıp içeri girdim. Hemen bir şeyler atıştırıp defter ve kalemle odama yönlendim. Ama kafamı toparlayacak halde değildim. Düşünmeliydim. Yorgana sarıldım. Düşüncelerle uykuya daldım.

Rüya gördüm. Kaç gündür gitmişlerle uğraşıyorum.

Karanlıkta karşılaşabileceğim hayaller için ışığı açık bırakmıştım. Sabah başımın ağrıdığını hissediyorum sırf bu yüzden. Aşırı tedbir beni yoruyor.

Hatırlıyorum ki dünkü gelen mesajlara cevap vermedim. Ayıp mı ettim? Ama hayır, otomatikleşen bir davranış olarak değil de hazır hissettiğim için karşılık vermeliydim. Ki bugünlerde de yaşadıklarımı biraz sindirmeliydim. Beni kendimden çalan, manipüle ettiğini sanan insanlar… kendi fedakarlıklarını gözüme sokan insanlar..(yapmasan daha iyi dediklerim) beni sıkıştıran sıkan insanlar.. onun dışında ilham olan insanlarla da tanışıyordum dün gibi.

Bugün bir uygulamaya yazı aramak için girdim. Bana sorduğu soru şuydu “Ne bulmak istersiniz?”Resim hocamın söylediği söz geliyor aklıma.“Hakikat kalabalıkta aranmaz.” Ayrılık çeşmesi..Ayrılık..sadeleşmek..kendindelik..

Bazen bazı sesleri açmayı kısmayı unutuyorum. Ya da farkında olmadan açık kalıyor. Şimdiyse bir yılanın kabuk değiştirmesi gibi eskimiş bana yetmeyen o artık deriyi bırakıp yol alıyorum. Eskisinden daha meraklı, daha emin, daha heyecanlı… Bir başına. Y’ol.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir