Bir-İki Ruhun Portresi

Varlığına inanmanın sancısını çekiyordu. Kimse mutlu etmiyordu onu. Yanlış şeylere bağlanıyordu. Ne insan, ne madde, ne başka bir şey oldurmuyordu. Neden mutsuzdu? Ani çıkışları bünyesindeki çözülmeyi bekleyen düğümlerdendi. Yaşıyordu. Sadece kendi için yaşıyordu. Sadece bugün için yaşıyordu. Mutluluğunun geçiciliğini fark etti edeli hep bir arayıştaydı. Aç bitir mutluluklardan istemiyordu o. Ne istiyordu? Kimi, zamanın tik taklarının bir başına düşünerek kimi bu akışı yalnızca izleyerek dinliyordu. Sahi neden buradaydı? Doğdu, büyüdü, yürüdü, okudu, evlendi. İş hayatı, çocuk, torun… derken bitti. Vakit doldu. Bunun için mi gelmişti buraya? Buncacık şey için mi? Yalnızca bu döngüyü tamamlamak için mi? Bu düşünce bir yerlerdeki boşluğu bir daha hissettiriyordu. Su dolu küçük bir akvaryumdaki balık gibiydi öyleyse. Ama o okyanusun varlığına inanıyor, geçmek için debeleniyordu. Ve geçecekti nihayetinde de. Bir yolu olmalıydı. Ve bir de amacı. Beşeri plana, kurala, mükemmeliyet duygusuna uyarak devam edemezdi. Taşlı yollar ayağını kaydırırsa kalkamazdı yoksa. Kendi kuralları giderse… Yapmam dediklerine o kadar bağlıysa… O yoldaki inanca bağlanmalıydı sadece. Kurallara, kalıplara değil. Yoksa keskin kenarlı parçalar anlamsız yan yana dizilirdi. Bir beton yığını gibi. Toz dumana katılırdı. Beton yığını, üstündeki gökyüzünü bilemezdi böyle. Gökteki o beyazlar yüzmek isterdi mavinin içinde, ama duman! Mutluluğa alışmayan kurallara bağlayan o el ,bir tuğla atardı ortalığa. Duman! Şakıyacak kuşlar boğulurdu, şarkısı kaçardı içine. Bir dur duman!

Bugüne değin çok planlarım oldu ve birçok kuralım. İnsanlar hakkında, okul, gelecek, aile… Su kenarındaki taşlı yoldan geçerken gördüm birçoğunun yansımasını. Biraz fazla eğilmiş olacağım ki, düştüm. Suya düştü bütün bunlar. Ben de öğrendim suya bırakmayı kendimi. Öğrendim geleni kabul etmeyi. Su gibi doğal, su gibi şekilsiz… Aktım. Aktı kalemimin ucuna bunlar. Suya yazar oldum. Gün geldi balıklarla da tanıştım. Sudan bahaneler bulmakta ustaymış balıklar. Bahaneler, gerçek inanma dürtüsünün yokluğunu gösteriyordu. Gözlerime yosun tünemiş ki artık yolcu ettim. Sudan karaya geçtim. Ve yere vurdum ayağımı: Su. Fışkıran su bana daha çok şey vaat ediyordu. Samimiydi, ciddiydi. Huzurluydum, mutluydum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir