BİLİŞİM TARİHİ SEMİNERİ

Merhabalar,

Bu yazımda Bilgisayar Mühendisleri Odasının düzenlediği bilişim tarihi seminerinden bahsedeceğim. Seminer, bilişim alanında önemli katkıları olan, Türkiye’de bilgisayar alanında doktora yapan ilk kişi olan ve 40 sene önce aramızdan ayrılan Necdet Bulut’a(1938-1978) ithaf edilmiştir.

Necdet Bulut’u Anıyoruz

Necdet Bulut kimdir? 1960’ta İstanbul Üniversitesi (İÜ) Fen Fakültesi Jeofizik Bölümü’nü bitirdi. IBM şirketinde sistem mühendisi olarak çalıştı. Sonrasında ODTÜ Elektronik Hesap Bilimleri Bölümü’ne programcı olarak girdi. Aynı yıl öğretim görevliliğine atandı.

Bilgisayar ve bilişim alanında ülkesinin gelişmesi için yoğun bir çaba sarf etti. Bilgisayarın Türkiye’ye yeni girdiği dönemde ODTÜ’de bilgisayar merkezini kurdu. 1970’de Purdue Üniversitesi’nde doktora çalışmalarına başladı. Bilgisayar bilimleri dalında doktora derecesi alarak Türkiye’nin bilgisayar alanında doktora yapan ilk bilim insanı oldu. Bir süre Purdue’da yardımcı profesör olarak çalıştıktan sonra ODTÜ’ye dönerek yardımcı profesörlüğe yükseltildi.

Bulut, 1978’te KTÜ Elektronik Hesap Bilimleri Enstitüsü Başkanlığı’na getirildi. KTÜ’de bilgisayar merkezinin kurulması için çok yoğun bir çalışma içine girdi.

Trabzon’daki lojmanının girişinde, 26 Kasım 1978 gecesi, arabası çapraz ateşe alındı; oğlu ve dört ay önce evlendiği eşi hafif yaralandı. Ağır yaralanan Bulut, Genelkurmay Başkanlığı’nın gönderdiği özel uçakla Ankara’ya getirildi; 8 Aralık’ta vefat etti. Bulut’un arabasında 27 kurşun deliği belirlendi.

 Siyasi düşüncesinden dolayı bir bilim insanı katledildi. İnsan; Necdet Bulut yaşasaydı eğer ülkemize daha başka kim bilir nasıl katkıları olurdu demeden geçemiyor. Kendi içimizdeki kavganın, ülkemizin gelişmişliğini ne derecede etkilediğini bizzat görüyoruz. Ve artık bunlarla bizi oyalamak, içimizde bizleri ayırmak isteyenlere karşı bir olup, oyalanmayalım demek istiyorum. 

Evet, seminer Necdet Bulut’un hayatından bahsederek başladı. Eşi, iş arkadaşları onu anlattı. Eşi tarafından kaleme alınan Karanlığın Katlettiği Bir Bilim İnsanı: Necdet Bulut kitabından alıntılar okundu. Yaptığı çalışmalardan, yaptığı işe karşı duyduğu umut ve coşkudan bahsettiler. Kendisinin ithal teknolojiyi bırakmaya verdiği önemi vurguladılar. Bilimi kim için yapıyoruz sorusu ve dışa bağımlılığımızı engellememiz gerek bu konuşmalardan çıkardığım notlardı. Türkiye’nin üzerine yapışan aşağılık kompleksini kırmamızı ve durumun aslında bizim açımızdan kötü olmadığını söyleyerek biz gençleri cesaretlendiren birçok hoca oldu. Aslında biraz da elimizdekileri görmüyorduk.

Seminerin içeriğine gelecek olursak,

  • Dijital Medya Tarihi-Fusün Sarp Nebil
  • Basılı Medya Tarihi-Rifat Çölkesen
  • Özel Sektörde Bilişim-Nezih Kuleyin
  • Bilişimin Geleceği-Tanol Türkoğlu
  • Kamuda Bilişim-Aydın Köksal

TABLETTEN GELDİK, TABLETE DÖNÜYORUZ

Rifat Çölkesen konuşmasına “aslında tabletten geldik, tablete döndük” cümlesiyle başladı. Bunu söyledikten sonra salonda bir gülüşme yaşandı. Türkiye; Avrupa’da kitap çeşidi olarak 1., kitap adedi olarak 11.sırada. Kendisi, kitabın kalıcılığıyla birtakım şeyler bırakmak ihtiyacında olduğunu söyledi. Baş editörlerinden biri olduğu Türkiye Bilişim Ansiklopedisi de yanında getirmişti. 200 akademisyenin katkısıyla hazırlanan eser, bilişim terimlerini ingilizce kullanmadan türkçe terimlerle açıklanan 1400 sayfalık bir ansiklopedi.

SANATLA BİLİM KONSANTRE OLSUN

Nezih Kuleyin konuşmasına, şiirden girerek bilim sanat beraberliğine vurgu yaparak başladı. 48 yıldır devam eden E-dergi Bilişim Dergisi nden bahsetti. Sanatla bilim konsantre olsun dedi.

BİLİŞİMİN GELECEĞİ

Tanol Türkoğlu, benim için motto olan bir sözle giriş yaptı:Umutsuzluk, bireyin zihinsel yorgunluğudur. Tükenmişlik sendromu gibi konuları kişinin kendi içinde çözmesi gerektiğinden bahsetti. Hazırladığı sunum dosyası görsel anlamda etkileyiciydi. Dijital yakınsama ve endüstriyel yakınsama terimlerinden bahsetti. Endüstriyel yakınsama yani bütün sektörlerin bilişim endüstrisine dönüşmesi.. Dijital d-evrim yaşanmakta, yaşanıyor. İlk defa duyduğum terimlere “dijital diktatörlük” kelimesi de eklendi. Bunu güzel bir örnekle şöyle açıkladı: yere çöp atan birinin saptanıp tren biletini A sınıf alamaması, yani bunun bilgisinin dijital şekilde tutulması.

Aydın Köksal hoca ise yaşı ve tecrübesiyle, anlatma azmiyle geleceğe daha umutlu olmamızı ve bu yönde nasıl adımlar atmamızı anlattı. Türkiye’nin bilişimdeki vaziyetiyle ilgili umutsuz geçen bir konuşmaya, bana bunları söylemeyin bunalıma giriyorum demesi işini severek yaptığını hoş bir şekilde gözler önüne sermişti:)

Özetle, birçok yeni şey öğrendiğim ve ilham aldığım bir seminer oldu. Emeği geçen herkese teşekkürler..

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir